22 Mayıs 2012

12.Gayrimenkul Zirvesi’nin ardindan

Zirve ve Fuar’ın ikinci günü ise Sermaye Piyasası Kurulu 2. Başkanı Mehmet Emin Özer’in açılış konuşması ile başladı. “İstanbul Finans Merkezi” başlıklı ikinci günün ilk oturumu ise, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazım EKREN başkanlığında gerçekleştirildi. Oturumda; DenizBank Genel Müdürü Hakan ATEŞ, Reidin.com CEO’su Ahmet KAYHAN, Immofinanz AG Gayrimenkul Yatırımları Müdürü Marco KOHLA, TSPAKB Başkanı Attila KÖKSAL, İTİCÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Mali İşler Koordinatörü Prof. Dr. Yusuf TUNA, İstanbul’un Finans Merkezi olma sürecini farklı açılardan değerlendirdiler.
İMKB portföy değerlerinin çok altında değer gören GYO’lar cazip fırsatlar sunuyor
SPK’ya tabi bir kurum olarak 1995 yılında hayata geçirilen düzenlemelerle kurulan Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın aradan geçen 15 yılı geçen süre zarfında büyük gelişme gösterdiğine dikkat çeken konuk konuşmacı Mehmet Emin Özer, fakat gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında halen büyük bir gelişme potansiyeli olduğunu da belirtti. Özer, İMKB’de işlem gören Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı sayısı 2009 sonu itibarı ile 15’ken teşvik edici çalışmalar ve seferberlik çalışmaları sonucu bu rakamın bugün 24’e ulaştığını söyledi. Bunlardan iki tanesinin ‘İMKB 30’ şirketleri arasında yer alacak büyüklükte olduğunu belirten Mehmet Emin Özer, İMKB’de işlem gören 24 adet Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın piyasa değerinin 13 milyar TL’yi aşmış olduğunu, aktif büyüklüklerinin ise 25 milyar TL civarında olduğunu belirtti. Bu değerlerin bugün, 2009 yılına oranla üç katına ulaştığını belirten Özer, “GYO’ların İMKB portföy değerlerinin çok altında değer görüyor olması, borsa yatırımcıları için cazip bir yatırım fırsatı oluşturmaktadır” dedi.

İstanbul Finans Merkezi’nin şehrin yaşam kalitesini yükselteceğini belirten Özer, bu süreçte geliştirilecek projelerin hızlı ve tekin bir biçimde hayata geçmesinde Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın da çok önemli katkılarının olacağını söyledi. Mehmet Emin Özer, “Ancak gayrimenkul sektörünün geldiği büyüklük ve yapı itibarı ile artık sadece pay halka arzıyla yetinilmemeli GYO portföyleri kira sertifikaları varlık teminatlı veya varlığa dayalı menkul kıymetler ve tahvil ihraçları gibi alternatif sermaye piyasası araçları ile desteklenmelidir. SPK olarak bu modelin gelişimine katkı sağlamak için GYO mevzuatında yeni düzenlemeler hayata geçirdik ve sektörden gelen talepler doğrultusunda da gerekli yenilikçi adımları atmaya her zaman devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

İstanbul, ekonomik görünüm açısından 1230 şehir arasında 74’ncü
Finans Merkezi özelliği, küresel şehirlerin sahip olması gereken boyutlardan birini yansıtmakta olduğunu belirten İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazım Ekren, “Bununla ilgili uluslararası literatürde Ekonomist ve CitiBank’ın geliştirdiği metodoloji bu açıdan özel bir önem taşıyor. Bu metodolojiye göre; küresel ekonominin tahmini olarak 20 trilyon dolarlık bir büyüklüğünü, dünyanın en önemli 120 şehri üretmekte ve kullanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’un Küresel Rekabet Endeksi’ndeki konumu, 1230 şehir arasında genel ekonomik görünüm olarak 74’ncü sırada bulunuyor. Ekonomik güç olarak 41’nci sırada, fiziksel sermaye olarak 80’nci, finansal olgunluk açısından 33, kurumsal etkinlikte 83, sosyal ve kültürel etkinlikte 55, beşeri sermayede 112’nci, çevre ve doğal riskler de 116’ncı, küresel şekilde ise 22’nci sırada yer alıyor. Diğer bir ifade ile; finansal olgunluk yani İstanbul Finans merkezi projesi, İstanbul’u dünyanın 120 şehri içinde önemli bir konuma getirecek potansiyeli içeriyor. Finansal olgunluk konusundaki 33’ncü sıra ile İstanbul 34’ncü şehir konumunda ve aynı puana sahip 50 tane şehir var. Bu da finansal merkez açısından ciddi bir rekabetle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bir başka önemli endeks olan Küresel Finansal Merkezler Endeksi’ne bakıldığında ise (Mart 2012’da yayınlanan endekste) İstanbul 2011 yılı itibari ile 77 şehir arasında 62’nci sırada. Aynı konumda Washington DC, Boston, Kuala Lumpur’un gibi kentlerin de olması, İstanbul’un önemini gösteriyor” sözleriyle oturumu açtı.

İstanbul’un uluslararası finans merkezi olabilirliği ile ilgili yapılan, değerlendirmelerde; ilk beş yıl için yaklaşık 2 milyar dolar kaynak gerektiği, on yıl içinde bölgesel, 30 yıl içinde de dünyanın uluslararası 5-6 finans merkezinden biri olacağı konusunda öngörüler bulunduğunu belirten Ekren, “İstanbul finans merkezi olduğunda, GSMH’ya katkısı 2025 yılından itibaren yüzde 8 yükselecek ve her yıl ortalama 20 milyar düzeyinde katkı sağlayacak, 150 bin gencimize iş imkanı sunacak. Yinelenen araştırmada, küresel krize karşın aynı sonuçlara ulaşıldığını görüyoruz.” dedi.
İstanbul Finans Merkezi Strateji ve Eylem Planı’nın 2009 yılında yüksek planlama kurulundan geçerek fiilen artık Türkiye’nin önemli projelerinden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Nazım Ekren, “İstanbul’un öncelikle bölgesel, nihai olarak da küresel finans merkezi olması vizyonuna dayalı bu strateji ve eylem planı, 73 tane eylem planı içermekte. Genel olarak bakıldığında 71 eylemden bitmiş olması gereken eylemler 36 tane, bu sene bitmesi planlanmış eylemler de 30 tane. Son olarak Başbakanlık genelgesinde, İstanbul Finans Merkezi’nin idare yapılanması da tamamlanmış oldu. 2012 yılı sonu itibarıyla eylem planlarının yüzde 92’lik büyük kısmı da tamamlanmış olacak” şeklinde konuştu.

JFSA finansal merkez değerlendirmesinde İstanbul 61’nci sırada
JFSA değerlendirmesine bakıldığında; dünyada finansal merkez olarak kast edilen 77 lokasyon bulunduğuna dikkat çeken DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, “İlk ona Londra, New York, Hong Kong, Singapur, Tokyo, Zürih, Şangay, Toronto girerken İstanbul 61’nci, Moskova ise 65’nci sırada. Finans merkezlerinin kriterlerine baktığımızda yine aynı kuruluşa göre bir kere bir insan faktörü var. Tabi iki eğitim seviyesi ile yaşam kalitesi turizmin cazibesi can güvenliği afet beklentisi ve buna ilişkin bazı sıralamalar var dünya üzerinde. İş ortamı çok önemli iş yapma kolaylığı şeffaflık operasyonel risk derecesi politik istikrar gibi alt yapı çok önemli. Bu kapsamda tabi ana hedef olan bir İstanbul’u finans merkezi haline getirmek çerçevesinde de yapılacak çokça iş var. Hukuk tarafı var, azınlık hakları, korumacılık, tahkim dava süreçleri gibi ve finansal piyasaların organize piyasaların büyüklükleri var, etkinliği verimliliği var, aracılık maliyetlerini düşüklüğü olduğu ölçüde paranın bu merkezlere akması söz konusu. Sekürizasyon vb. türü çeşitli finansal ürünlerin gelişebilir ortamda olması lazım ve her türlü piyasaya, onu da bırakıp inanca dahi hitap edebilir ürün çeşidiniz olması gerekiyor. İşlem yapma serbestisi önemli. Onun dışında da yaşam maliyeti, rekabet koşulları gibi gördüğünüz bir takım gereklilikleri var. Bu yönden bakıldığında Londra’da 550 uluslararası banka, 172 uluslararası aracı kurum ve 600 binin üzerinde finans profesyoneli var. 10’dan fazla yüksek hacimli organize finans piyasası var. Dış piyasalarda da etkili, global fetin merkezi aynı zamanda Londra, daha büyük bir şehir ekonomisi var. 500 milyar doların üzerinde İngiltere ekonomisinin beşte biri. Bu finans merkezinde; global işlem hacminin yüzde 70’i, global tezgah üstü ürünlerinin yüzde 36’sı, global döviz işlem hacminin yarıdan fazlası ve AB işlem hacminin de yarısı gerçekleşiyor” şeklinde konuştu.

İstanbul 210 milyar dolarla dünyanın en büyük 45’nci ekonomisi
İstanbul’un güçlü özeliklere sahip olduğunu hatırlatan Ateş, “İstanbul dünyanın en büyük 45’nci ekonomisi; 210 milyar dolarlık bir ekonomi. Danimarka, Macaristan, İsrail, Portekiz büyüklüğünde bir şehir ekonomisi. Türkiye nüfusunun yüzde 18’inin, üretimin yüzde 27’sinin, vergi gelirinin yüzde 40’ının, ihracatın yarıdan fazlasının barındığı bir şehir. Finansal alt yapı olarak Türkiye’nin banka şubelerinin neredeyse üçte biri, 48 bankanın 42’sinin merkezi – ki diğerlerinden de İstanbul’a doğru bir hareketlenme var -, toplam mevduat ve kredilerinin de yüzde 42’si İstanbul’da. Yüksek hacimli organize finansal piyasalar sahip. Gelişmiş ülkelere yakın kalkınmışlık seviyesi var. Kişi başına gelir şehirde 15 bin 300 dolar: Türkiye ortalamasının yüzde 47 üzerinde. Bilgi teknolojisi alt yapısına ve kaliteli iş gücüne sahip. Yerel ulaşım imkanları; deniz, hava, kara oldukça hızla gelişiyor. Yabancı şirketler için de cazibesi var. Türkiye’de faaliyette bulunan 19 bin yabancı şirketin yarısı, İstanbul’da. Çok önemli dünya şirketlerinin bölgesel merkezleri İstanbul’da. Turizm açısından zengin farklı kültürel özellikleri var” diyerek, İstanbul’un önemli özelliklerini sıraladı.

Ancak daha gidilecek çok yol olduğunu da belirten Hakan Ateş “Örneğin şeffaflıkta 48 ülke arasında 30’ncu sıradayız. Vergi sisteminde 81 ülke arasında 75’nci, vergi oranları konusunda 40’ncı, yolsuzlukların azaltılmasında 61’nci sıradayız. Ekonomik özgürlük seviyesinin yükseltilmesinde de 179 ülke arasında 73’ncü sıradayız. Politik istikrarın artırılması konusunda da 165 ülke arasında 110’ncu sıradayız. İş yapma kolaylığındaki iyileşme konusunda da çok önemli mesafe kaydedildi ama henüz 71’nci sıradayız” diyerek, her bir konuya ayrı ayrı eğilme zarureti olduğu görüşünü söyledi.
Ateş, İstanbul’un bu konudaki artılarını da şöyle sıraladı:
“Ataşehir’de, New York ve Dubai’dekilerden daha büyük finans merkezi ayrıldı.
Piyasalar için ortak bir proje platformu oluşturuldu.

İlköğretim okullarından itibaren, müfredata finans dersleri sokulması gündemde.
Finans yüksek lisans ve doktora programlarının, dünyada öncü hale getirilmesi, öğrenciler için çekim merkezi olması çabası var.
Hukuk yönünden, tahkim merkezinin İstanbul’da kurulması çalışmaları sürdürülüyor.
Finans alanında uzmanlaşmış mahkemelerin hayata geçirilmesi çalışmaları var. SPK, TTK ve Borçlar Kanunu’nda değişiklikler var.
Yeni finansmanlara uygun düzenlemelerin getirilmesi, girişim sermayesi, yatırım fonu gibi yeni ürünlere yöneliş var.
Yabancı şirketler için Maliye Bakanlığı’ndan istenen izin de kaldırıldı.
Yeni finansal ürünlerde gelişmeler var. Henüz daha konuşma aşamasında ama faizsiz finansman araçları.

Vergide de Gelir Vergisi Kanunu’nun yeniden yazımı söz konusu ve BSMV başta olmak üzere aracılık maliyetlerinin azaltılması yönünde çalışmalar var.”
İstanbul’un bölgedeki en büyük finans merkezi adayı olduğunun altını çizen Hakan Ateş, “Sonuç itibariyle İstanbul’u güçlü artıları var. Eksiklikler belli. Bu konuda neler yapılması gerektiği de ortada. Kapsamlı çalışmaların başlamış olması, son derece cesaretlendirici. Bunlar yapıldığında, İstanbul’u 2023’te en büyük 10 finansal merkez arasında görebileceğiz” açıklamasında bulundu.

Dubai finansında 8 Türk yönetici var
Dubai’de gayrimenkul sektörüyle ilgili şeffaflığı artıracak olan finansal araştırma sektörünün lisanslarını verdiğini belirten Reidin.com CEO’su Ahmet Kayhan, önceki görevi nedeniyle de çok sık olarak finansal merkezleri ziyaret etme fırsatı bulduğunu belirtti. Dubai’de London Financial Centre Of Turkey’in üst düzey CEO’su dahil olmak üzere 8 tane Türk yöneticisi olduğunu belirten Kayhan, “Bugün 1 milyon 200 bin metrekarelik kullanılan bir alan var. Bunun yüzde 80’i ofis ve yüzde 80-90’ı tamamlanmış. İçerisinde konutlar da var. Kendi tapu kadastro dairesi, mahkemeleri, uluslararası tahkim merkezi olan. Nasdaq Stock Exchange, Dubai’nin borsasını satın aldı. Böylece Dubai’de işlem gören herhangi bir şirket, Nasdaq aracılığıyla otomatikman New York’ta da işlem görüyor” dedi.

Arap baharında fırsat kaçırdık
Arap baharında bir fırsatın kaçırıldığını düşünen Ahmet Kayhan, 2010 yılı başında başlayan hareketlenme vardı. Finans merkezi özellikle Bahreyn’den Dubai’ye geçiş başlamıştı. Ama 2011 Ocak’taki Bahreyn’deki ayaklanmadan sonra 6 ay içinde 20-25 bin tane bankacı Dubai’ye taşındı. Operasyon merkezleri, devlet server’leri hepsini DIFC’ye taşıdılar. DIFC, onları taşıyacak olan altyapıyı 3-4 ülke için kurdu. O kadar hızlı bir momentum sağladı. Bahreyn’i kendine çektiler. Bu müthiş bir gelişme. Bahreyn, Dubai’den daha eski ve daha önde olmasına rağmen İslami banka merkezi olarak Dubai’nin en az 15 yıl ilerisinde olan bir ülke olmasına rağmen 6 aylık süre içinde 25 bin bankacısını Dubai’ye kaptırdı. Bu bizim için de bir fırsattı. Çünkü onun yerine o zaman finans merkezi burada olsaydı tahmin ediyorum ki o bankacıların büyük bir kısmı buraya gelirdi. Bu bizim için değerlendirilebilecek bir fırsat olabilirdi. Maalesef bunu değerlendiremedik” şeklinde konuştu. Kayhan, İslami finansman araçlarını da çok iyi değerlendirmek ve geliştirmek gerekliliğine de değindi.

İstanbul’un büyük avantajları var
Bir şehrin finans merkezi olması için belli özelliklerin, 3 alanın bulunması gerektiğini belirten Immofinanz AG Gayrimenkul Yatırım Müdürü Marco Kohla, Mrics, “Uluslararası finansal merkezleri, omurgalarını oluşturan büyük iç ekonomilere sahipler. Bu yaklaşımı İstanbul’a adapte etiğimizde zaten bu kriterin yerine getirildiğini görüyoruz. Büyük ekonomi var ve çok hızlı bir şekilde büyüyor. Asya’dan oldukça öndesiniz. Çok güçlü ve gittikçe daha güçlü hale geliyor. İstanbul’un bu anlamda finansal merkez olması konusunda herhangi bir engel yok. Diğer konu ise derin ve likit finansal pazarların bulunması. İstanbul’da bu pek yerine gelmiş kriter değil. Diğerleri ile karşılaştırıldığında günlük ticaret hacmi oldukça düşük. Ve halihazırda İstanbul’da finansal merkez olmasına yeterli derinlikli likit pazar mevcut değil. Büyük eski Türk bankaları kendi merkezlerini burada oluşturmuş durumda. Bu anlamda Türkiye’de zaten İstanbul bir numara. Ama çok da fazla yurt dışından gelen uluslararası bankalar yok. Uluslararası bankaların özellikle İstanbul’da yerleşik hale gelmelerini sağlamak gerekiyor. Bir diğer kriter ise; siyasi istikrar. Bu açıdan baktığınızda bununla alakalı olan insan kaynakları çok önemli. Bunlar tabi İstanbul’a önemli avantajlar getiriyor. Demografik özelliklerini dikkate aldığımızda kendine özel bir durumda. Türkiye’ye baktığımızda büyük bir genç nüfus var. Önemli potansiyel arz ediyor” dedi.

Finansal Merkez indeksi ile alakalı üç önemli konu bulunduğuna da değinen Marco Kohla Mrics, “Bunlardan biri konnektivite, yani bağlantısallık. Dünyanın diğer merkezlerine bu merkezden bağlantı kurulabilmesi. Buradan oraya seyahat edilebilir kolaylığı. Onlarla hızlı şekilde iletişime geçilebilme kolaylığı. Bu da yerine getirilmiş bir kriter. Diğer önemlisi ise sizin zaten THY gibi önemli ödül kazanmış havayollarına sahipsiniz. Dolayısı ile İstanbul’un, hem bölgeye, hem de dünyaya bağlantısında bir sorun yok. Bu, pek çok ülkenin sahip olmadığı bir özellik. Çeşitlilik konusuna baktığımızda ne kadar farklı iş dalları var? Farklı iş dallarında alanlarında neler var? Bu da gerçekten iyi şekilde Türkiye’nin doğru yolda gittiğini gösteriyor. Avrupa Finans Merkezi indeksine göre; henüz İstanbul’un 61’inci sırada olduğunu görüyoruz, potansiyel çok yüksek” şeklinde konuştu.

Yatırımcı gözüyle de “İstanbul muhteşem bir şehir”
“İstanbul, acaba bu bölgede bir finans merkezi haline gelebilir mi? Abu Dabi, Doha, ile rekabet edebilir mi?” sorusuna da “Evet” yanıtını veren Marco Kohla, Mrics, “Size muhteşem bir şehir olduğunu söylediğimde, yeni bir şey söylemiş olmayacağım. Ama bir yatırımcının, İstanbul’u nasıl gördüğünü söylüyorum. Haritaya baktığınız zaman en merkezi yer. Böylece Orta Asya devletlerine, Ortadoğu hatta Romanya ve Bulgaristan’a çok hızlı şekilde ulaşabiliyorsunuz. 4 saat içinde tüm merkezlere ulaşabiliyorsunuz. Bu gerçekten çok önemli bir avantaj. Pek çok şehir bu merkezi konuma sahip olamayabiliyor.

Ticari kültür, tarih açısından hiçbir engel yok. Ticaret açısından İstanbul, hem Türkiye’nin, hem bölgenin merkezi. Buna ek olarak tabii çok iyi bir yapısal çerçeve var. Hem kamu, hem özel sektör borç seviyesine baktığımızda, AB üye devletleri arasında yeni ortaya çıkan borçlanmaya baktığımızda, Türkiye’nin durumu gayet oturaklı ve güçlü görünüyor. İstanbul bu anlamda daha gelişebilir bir potansiyele sahip. Küçük bir sermaye piyasası var. Bunun uluslararası seviyeye erişmesi için daha gelişmesi gerekiyor. Altyapı eksikliği trafik problemi. Kamu ulaşım sistemlerinin biraz daha geliştirilmesi gerekiyor. Makroekonomik seviyedeki cari açık, önümüzdeki dönemde engel teşkil edebilir. Ama hızlı şekilde gelişmekte olan pazar olarak bu normal” diyerek, hem finansal hizmetlerde, hem sermaye piyasalarında gittikçe artan bir talep olmasını ise fırsatlar arasında gösterdi.

Başka ülkelerde bu konuma gelmek isteyen şehirlerin varlığına da dikkat çeken Marco Kohla, Mrics, Körfez ülkeleri, Abu Dabi, Dubai gibi şehirleri işaret etti. Marco Kohla Mrics, Moskova’nın da finansal merkez haline gelebilmek için çok önemli çaba sarf ettiğini, ancak İstanbul kadar kuvvetli duruma sahip olmadığını belirtti.
İstanbul’un dikkat etmesi gereken noktaları da vurgulayan Marco Kohla Mrics, “Hem siyasi hem ekonomik istikrarı koruması ve güçlendirmesi gerekiyor. Aynı zamanda altyapısının yeterli şekilde oturtulması, geliştirilmesi gerekiyor. Ek olarak vergi alanında idari çerçevenin genişletilmesi önemli” tavsiyelerinde bulundu.

İstanbul Finans Merkezi bir ‘amaç’ değil, bir ‘süreç’ olmalı
İstanbul Finans Merkezi Projesi ile AB sürecini çok benzettiğini söyleyen Attila Köksal, farklı bir bakış açısıyla “Bu süreç içinde piyasalarımızı geliştirmek, finans sistemimizi daha güçlendirmek, kadrolarımızı güçlendirmek ve dünya standartlarında bir finans sektörü yaratmak olmalı. Bu olunca zaten finans merkezi olmamız doğal olarak gelecektir. İstanbul Finans Merkezi bence bir amaç değil, bir süreç olmalı” dedi.
Bu konuda bir numaralı konunun nitelikli işgücü olduğunu da söyleyen Köksal, bu konuda özellikle yatırım bankacılığı, sermaye bankacılığı tarafında ciddi eksiklik olduğunu ileri sürdü.

Son 3-4 yılda SPK, İMKB, Aracı Kuruluşlar Birliği, Kurumsal Yatırımcılar Derneği, GYODER, Merkezi Kayıt Kuruluşu, TAKASBANK gibi kuruluşların ciddi bir uyum içinde sermaye piyasasının gelişmesi için çalışmalar gerçekleştirdiğine de dikkat çeken Köksal, yürütülen Halka Arz Seferberliği’ne dikkat çekti.
İMKB’nin şirketleşmesi ve daha sonra da özelleştirilmesinin gündemde olduğunu belirten Köksal, “İMKB’de şirketleşme çalışmaları başladı. Ancak özelleştirilmesinin İMKB biraz daha büyüdükten sonra yapılması daha doğru olur diye düşünüyorum” diyerek, ürün çeşitliliğinin arttırılması konusunda hem sabit getirili menkul kıymetlerde, hem de gayrimenkul bağlantılı menkul kıymetlerde önemli gelişmeler olacağını belirtti.

Hükümet değil, devlet politikası olmalıdır
İstanbul’un Finans Merkezi olması fikrinin Turgut Özal’a kadar dayandığını belirten İTİCU Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, Mali İşler Koordinatörü Prof. Dr. Yusuf Tuna, son dönemde ise konuyla ilgili ortaya koyulan irade ve hazırlanan eylem planı nedeniyle hükümete teşekkür etti. Türkiye’nin potansiyelinin yüksek, rakiplerine göre de birçok avantajları bulunduğunu belirten Tuna, “İstanbul’un coğrafi mekanı da çok önemli. Ama tabii ki siyasi, politik, ekonomik istikrarı da göz ardı etmemek lazım. Bu devlet politikası olmalıdır. Hiçbir zaman hükümet veya iktidarlarla ya da yöneticilerle değişen bir şey olmamalıdır” dedi.

Oturum Başkanı Prof. Dr. Nazım EKREN ise konuşmaları; “İstanbul Finans Merkezi projesi, 2009 yılında açıklandı. Önce Yüksek Planlama Kurulu Kararı, daha sonra Başbakanlık Genelgesi ile yürürlüğe girdi. İki rapora vurgu yapılıyordu. Bir tanesi Gelişim Raporları. Yılda iki defa eylemlerin hangi aşamada gerçekleştiğini, nelerin yapılabildiğini veya nelerin yapılması gerektiğini toplumla paylaşılması gereken bir raporlama süreci. İkinci raporlama süreci de Görüş Dönemi Raporu adını verdiğimiz, idari yapılanmada yer alan kurumların kendi arasında eylemleri hangi aşamaya getirdiklerini ifade eden, daha çok hizmet içine hitap eden özel bir raporlamaydı. Burada da ifade edildi; ‘İstanbul Finans Merkezi projesi, sadece İstanbul’un değil, sadece Türkiye’nin değil, belki de bölgenin önemli projelerinden bir tanesi. Dolayısı ile bu projenin de belirtildiği şekilde eylemlerine uygun yürümesinin, tarafların tümü için de yararlı olacağını söyleyebiliriz. İstanbul Finans Merkezi Projesi, elbette finans sektörünün gücünden kaynaklanan bir proje. Türkiye’de finans sektörü, en önemli sektörlerden bir tanesi. Bu aşamaya gelene kadar bir dizi süreç geçirdi. Ama en önemli süreç, düzenleme ve denetleme mekanizmasının kurulması ile burada ifade ettiğimiz tartıştığımız bir İstanbul Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı idi. Benzer yaklaşımla gayrimenkul sektörü için de şunu söylemek mümkün…

Özellikle kentsel dönüşümün başlamasından sonra, ülkemizde önümüzdeki dönemde servetin ve gelirin önemli kısmının bu sektörden oluşacağını söyleyebiliriz. Dolayısı ile bu sektörün de küresel krizde olanları dikkate alıp, bütüncül bir yaklaşımla bir düzenleme ve denetleme mekanizmasının oluşması, hem olası kaynak israflarını azaltacak, hem de servetin oluşmasında ve tasarrufların yeniden yapılanmasında küresel örneklerde olduğu gibi ülkemize de katkı sağlayacaktır. Belki bu çerçevede üzerinde durulması gereken bir diğer konu; gayrimenkul sektörü ile ilgili evrensel bir düzenleme, denetleme mekanizması yanında, önümüzdeki değişim ve kentsel dönüşümün yapılacağı bu süreçte, bununla da ilgili strateji ve eylem planı oluşturulması, işlerimizi hem kolaylaştıracak, hem de hedefe daha kolay varmamızı sağlayacaktır” şeklinde özetledi.

Kaynak: DHA